http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/issue/feed TAFSIR 2022-05-30T14:01:21+00:00 Dr. Öğr. Üyesi Zeki Keskin zekikeskin1974@hotmail.com Open Journal Systems <p> </p> <p> </p> <p> </p> http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/article/view/21 Kur’an’ı Anlamada Metin Dışı (Psikolojik) Bağlam ve Schleiermacher Hermenötiği 2022-03-04T12:29:38+00:00 Abdurrahman Kasapoğlu abdurrahman.kasapoglu@inonu.edu.tr <p>Tefsir disiplini her şeyden önce bir yorumlama faaliyetini içerdiği için, çağımızda geliştirilen yorum kuramları ve yaklaşımlar Kur’ân araştırmacılarının ilgi alanına girmektedir. Bu ilgi, araştırmacıları söz konusu yorumlama yaklaşımlarıyla Kur’ân’ı tefsir edebilme imkânının olup olmadığı arayışına sevketmektedir. Kur’ân araştırmacıları, yeni yorum yöntemleri ile tefsir geleneğinde var olan yorum yöntemleri arasında bağ kurmaya çalışmaktadır. Yeni yorum yöntemlerinin Kur’ân’ın anlaşılmasına sağlayabileceği katkıyı araştırmaktadır. Örneğin semantik tahlil yöntemi Toshihiko Izutsu’nun çalışmalarıyla birlikte Kur’ân tefsirinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Edebiyat psikolojisi ile bağlantılı metin tahlili Emîn el-Hûlî’nin edebî / beyânî tefsir tarzıyla tefsir çalışmalarına dahil edilmiştir. Son zamanlarda ise Friedrich Daniel Schleiermacher’in romantik / psikolojik hermenötiği Kur’ân tefsiri açısından değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Kur’ân’ı anlamada nüzûl ortamı bilgisinden yararlanma uygulaması Schleiermacher hermenötiği ile ilişkilendirilmektedir. Bu araştırmada Kur’ân tefsirinde Schleiermacher hermenötiği ile hangi boyutta bağ kurulmaya çalışıldığı, bu yorumlama yaklaşımının ilâhî kelamın anlaşılmasına nasıl bir katkı sunabileceği üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte Schleiermacher hermenötiği ile Kur’ân’ı tefsir etmenin oluşturabileceği riskler ortaya konulmuştur. Hermenötik yorumda yazar psikolojisine karşılık Kur’ân vahyinin nâzil olduğu koşullardaki muhatapların psikolojisi, psiko-sosyal durumları dikkate alınır. Kur’ân’ın metin dışı bağlamı olarak nüzûl ortamına ilişkin bilgilere ve nüzûl sebeplerine, hatta Mekkî-Medenî bilgisine bakıldığında, o dönem muhataplarının psikolojisi, psiko-sosyal durumları hakkında bilgi içeren veriler olduğu görülür. Bu veriler âyetlerin isabetli şekilde tefsir edilmesini sağlayan önemli unsurlardır. Her metin gibi, Kur’ân metni de nâzil olduğu toplumun psikolojik, psiko-sosyal koşullarıyla yakından ilişkilidir. İlâhî metnin oluşum sürecinde hitap ettiği toplumun psiko-sosyal durumunun önemli bir yeri vardır. Bu nedenle Kur’ân’ın doğru anlaşılabilmesi için onun sadece metnini değil, o metnin ilişkili olduğu nüzûl ortamı bilgisini de tahlile tâbi tutmak gerekir. Âyetlerin nüzûl ortamı hakkında bilgi sağlayan verilerin başında nüzûl sebebi rivâyetleri gelir. Bazı âyetler nüzûl ortamında yaşayan insanlarla ilişkili olaylara ya da Hz. Peygambere yöneltilen soruya bağlı olarak inmiştir. Kur’ân’ın bazı âyetlerinin nüzûl sebebine bağlı olarak inişi, o dönemde yaşayan toplumun psikolojik ve sosyal koşullarıyla yakından ilişkilidir. Kur’ân metnini anlayabilmek için onun hem içeriğini hem de psikolojik, sosyal ve kültürel koşullarını bilmeye ihtiyaç vardır. Bu bilgiyi sağlayacak kaynakların başında nüzûl sebebi rivâyetleri gelir. Nüzûl sebebi rivâyetleri âyetlerin manalarını anlamada müfessire yardımcı olur. Schleiermacher’in hermenötik yaklaşımında bir metnin anlaşılabilmesi için yazar psikolojisinin keşfedilmesi gerekli görülür. Bu ilkeyi Kur’ân’a uygulamak, ilâhî kelâmın sahibi olan Yüce Allah’ın psikolojisini araştırmak imkânsızdır. Kur’ân yorumunda Allah’ın psikolojisini araştırmak yerine, vahyin indiği koşullardaki psikolojik ve psiko-sosyal bağlam üzerinde durulur. Nüzûl ortamı bilgisi ve nüzûl sebepleri incelenir. Zira Schleiermacher, bir metni anlamada yazar psikolojisini bilmenin yanında, ayrıca metnin psikolojik bağlamını öne çıkaran bir yaklaşım savunur. Günümüzde bazı İslâm müellifleri Schleiermacher’in hermenötik yaklaşımının Kur’ân tefsirinde kullanılabileceğini ileri sürerler. Kur’ân’ı daha iyi anlayabilmek için vahyin metin dışı bağlamının yani nüzûl ortamı ve nüzûl sebepleri bilgisinin psikolojik, psiko-sosyal boyutlarını araştırmanın faydalı olacağını ileri sürerler. Schleiermacher’in hermenötik yaklaşımını, “Allah’ın psikolojisini araştırmak şeklinde değil, vahyin metin dışı bağlamının psikolojik boyutlarını incelemek şeklinde” Kur’ân tefsirinde uygulamayı önerirler. Aslında Schleiermacher’in hermenötik yaklaşımı Kur’ân tefsiri için bütünüyle yeni bir uygulama değildir. Metin dışı bağlamın Kur’ân tefsirinde kullanımı tefsir geleneğinde öteden beri mevcuttur.</p> 2022-05-30T00:00:00+00:00 Telif Hakkı (c) 2022 CC-BY-NC 4.0 http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/article/view/20 Dünya Dillerindeki Kur’ân Tercümeleri Üzerine İstatistiksel Bir Değerlendirme 2022-04-21T11:07:03+00:00 Hidayet Aydar hidayet@istanbul.edu.tr <p>Bu çalışmada dünya dillerinde yapılmış Kur’ân tercümeleri üzerinde istatistiksel bir değerlendirme yapılmaktadır. Çalışmanın başında Hz. Peygamber döneminden başlamak üzere Kur’ân’ın tercüme edilmesi yönündeki ilk girişimler kısaca ele alınmakta; Kur’ân’ı tercüme etmenin önemine, ilk yapılan Kur’ân tercümelerine, Farsça, Türkçe ve Latincede Kur’ân tercüme işinin nasıl başladığına ve nasıl bir seyir takip ettiğine dair kısa bazı malumât verilmektedir. Daha sonra belli bazı coğrafyalar esas alınarak Kur’ân’ın dünya dillerindeki tercümeleri incelenmektedir. Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve Okyanusya kıtalarında konuşulan dillerdeki Kur’ân tercümeleri tespit edilmekte; kıtalar ayrı ayrı ele alınarak o kıtada konuşulan dillerin her birinde kaçar tercümenin yapıldığı anlatılmaktadır. Ayrıca bunların ilk yapılan ile son yapılanının tarihleri, bunların arasında önemli olanlar ve önem sebepleri gibi hususlar da irdelenmektedir. Bir dilde yapılmış Kur’ân tercümelerinin sayısı beş ve beşten fazla ise bu dildeki Kur’ân tercümeleri üzerinde daha fazla durulmakta, ancak beşten az ise kısaca bahsedilmektedir. Bütün bu dillerde tespit edilen Kur’ân tercümeleri diller bazında tasnif edilmekte ve sayıları hakkında bir takım bilgiler verilmektedir. Aynı dil ailesine mensup olan diller bir arada zikredilmektedir. Mesela Türkçe ve Türkçeye yakın diller olan Azerice, Özbekçe, Kırgızca gibi diller bir arada verilmektedir. Çalışmada Kur’ân’ı tercüme edenlerin cinsiyeti, dinleri, inanç değerleri, zihniyetlerine de işaret edilmektedir. Mütercimler bayan-erkek olarak tasnif edildikleri gibi, Müslüman gayr-i müslim şeklinde de bir ayrıma tabi tutulmaktadırlar. Müslüman mütercimler ayrıca Ehl-i Sünnet, Şiî, Kadiyani, Ahmedi, Alevi gibi mezhepsel kategorilere göre zikredilmekte, bunlarla ilgili bazı istatistiksel analizler ve yorumlar yapılmaktadır. Bütün bunlar uzun, meşakkatli ve yorucu araştırmaların ardından elde edilen bilgilere dayalı olarak büyük bir dikkat ve hassasiyetle yapılmaktadır. Ayrıca dünya dillerinde yapılmış olan Kur’ân tercümeleriyle Kitab-ı Mukaddesin tercümeleri sayısal olarak mukayese edilmekte ve buna dair değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu maksatla bugüne kadar yapılmış tam veya kısmî Kitab-ı Mukaddes tercümelerine dair rakamlar tespit edilmekte; ancak sayısal değerler verilirken tam olanlara itibar edilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in tercümeleri de aynı minval üzere tasnife tabi tutulmakta ve buna göre sayısal değeler takdir edilmektedir. Ayrıca dünya çapında yapılmış olan Kur’ân tercümeleri ile Kutsal Kitap tercümeleri arasında sayısal bazı mukayeseler ve değerlendirmelere de yer verilmektedir. Makalenin sonunda, çalışma boyunca elde edilen bilgiler değerlendirilmektedir. Bunun için zaman zaman bazı tablo ve grafikler kullanılmakta, elde edilen neticeler bu grafik ve tablolar üzerinden verilmektedir. Bu çalışmada sadece tam Kur’ân tercümeleri ele alınmaktadır; tam olmayan, cüz, sure veya belli bazı ayetlerin tercümesi şeklinde olan tercümeler sayılara katılmamakta, değerlendirmeye alınmamaktadır. Yine burada yalnızca matbu tercümeler üzerinde durulmaktadır. Daha önce yazmayken, sonra tabedilmiş olanlar da çalışmaya dâhil edilmekte; ancak hâlen yazma durumunda olan tercümelerin üzerinde durulmamaktadır. Çalışmada başta Suudi Arabistan’da bulunan Mucemmeu'l-Melik Fehd olmak üzere İran’da Müessese-i Ferhengi Tercüman-i Vahiy, Merkezu Tercemeti’l-Kur’âni’l-Mecid bi’l-Luğâti’l-Ecnebiyye et-Tâbi’ li Munazzamati’l-Evkâf ve’ş-Şuûni’l-Hayriyye el-Cumhuriyye el-İslâmiyye fi’l-İran, Pakistan’daki Ahmediye ve Kadiyani Cemaatleri, Mısır’daki Ezher Üniversitesi Tercüme Bölümü gibi dünyada Kur’ân tercümesi işiyle ilgilenen resmi kurum ve kuruluşların faaliyetleri de işlenmektedir. “Hiçbir Lisan Kur’ân’sız Kalmasın” projesi çerçevesinde Kur’ân’ı muhtelif dil ve lehçelere çevirmeye çalışan Diyanet İşleri Başkanlığı Yabancı Dil ve Lehçelerde Yayınlar Dairesinin faaliyetleri de incelenmektedir. Çalışma sadece 2020 yılının başına kadar yazılmış olan Kur’ân tercümelerini kapsamaktadır.</p> 2022-05-30T00:00:00+00:00 Telif Hakkı (c) 2022 CC-BY-NC 4.0 http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/article/view/24 Sure Başlangıçları Hakkında 2022-05-17T10:50:31+00:00 İsmail Aydın ismailaydinn@yahoo.com.tr <p>Kur'an'da 29 surenin başında, Arapçadaki hece harflerinden bir kısmı münferit, bazen de diğer harflerle çeşitli bileşimler oluşturacak şekilde kullanılmıştır. Bu tür harfler “kesik harfler” manasına gelen huruf-ı mukatta'a olarak isimlendirilir. Bunların -Bakara ve Âl-i İmran hariç- yer aldıkları bütün sureler Mekkî'dir. Kur'an'daki tertibe göre mukatta'a harflerini içeren sureler şunlardır: Bakara (الم), Âl-i İmran (الم), A'raf (المص), Yunus (الر), Hud, (الر), Yusuf (الر), Ra'd (المر), İbrahim (الر), Hicr (الر), Meryem (كهيعص), Taha (طه), Şuara (طسم), Neml (طس), Kasas (طسم), Ankebut (الم), Rum (الم), Lokman (الم), Secde (الم), Yasin (يس), Sad (ص), Mü'min (حم), Fussilet (حم), Şura (حم عسق), Zuhruf (حم), Duhan (حم), Casiye (حم), Ahkaf (حم), Kaf (ق), Kalem (ن) “Sure başlangıçları” olarak da isimlendirilen bu harfler tarih boyunca tartışılan en gizemli konuların başında gelmektedirler. Bunlarla ilgili olarak tefsircilerin yanı sıra kelamcılar ve de tasavvufçuların da kendilerine göre sergiledikleri yaklaşımlar vardır. Ancak bu harfler tefsirin konusu olan Kur’an’da bulunmalarının doğal bir sonucu olarak en fazla tefsir alanında tartışılmışlardır. Kur’an’ın bu unsurlarıyla ilgili olarak, yemin için kullanıldıkları, sureye isim olsunlar diye zikredildikleri vb. görüşler ileri sürülür. Bunların her birinin doğruluk payları varsa da sure başlangıçlarıyla ilgili söylenmesi gerekenin yine de uzağına düşmektedir. Çünkü bu harflerden alınması gereken mesaj bunların dışından değil, bilakis bu harflerin kendilerinden, onların anatomik ve tipografik özelliklerinden çıkarılmalıdır. Bu da her dile mal olan birer ses sembolü olan harflerin tarihçelerine yani onların ortaya çıkışları, hangi varlıklardan esinlenerek çizildikleri, hangi evrelerden geçerek gelişim süreçlerini tamamladıkları ve farklı dilleri kullanan toplumlardaki ses sembolleriyle ortaklıkları vb. hususlarda derinlikli araştırmalara ihtiyaç vardır. Aslında sure başlangıçlarıyla ilgili yapılan yorumların birkaçı istisna edilecek olursa, çoğunun bir şeyler söylemek için ortaya konan görüşler olduğu sezilmektedir. Örneğin bu harflerden bazılarının, başında oldukları surelerin ismi oldukları, yemin için kullanıldıkları, Allah'ın isimlerini sembolize ettikleri veya "İsm-i Azam"dan oldukları vs. şeklindeki çıkarımlar böyledir denebilir. Âlimler söz konusu harflerin bazı anlamlara işaret edip etmedikleri konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Onlardan bir kısmı, bunların sadece Allah'ın bildiği bazı sırları barındırdıklarını söylerken; diğer bazıları Allah'ın Kur'an'da kullara herhangi bir bilgiyi gizlemesinin uygun olmadığını zira ilahî kitabın beyan için gönderildiğini söylerler. Bu doğrultuda kelamcılar sure başlangıçlarının sırlı anlamlar barındırdıklarına dair bir anlayışı kabul etmezler; çünkü onlara göre Allah'ın kitabında insanların anlamadığı şeylerin olması caiz değildir. Bu makalenin deruhte edeceği hizmetlerden biri de araştırmacılara bu minvalde yol göstermektir. Bu yazıda, başlangıçtan itibaren mukatta‘a harfleriyle ilgili gerek tefsir eserlerinde gerekse de Kur’an ilimleri kitaplarında işaret edilen belli başlı birkaç yaklaşıma işaret edilerek bunların gerçek anlamlarının aslında nerelerde aranması gerektiğine dikkat çekilecektir.</p> 2022-05-30T00:00:00+00:00 Telif Hakkı (c) 2022 CC-BY-NC 4.0 http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/article/view/25 Kalem Sûresinde Mana Yönünden İnsicam 2022-05-16T12:39:47+00:00 Osman KABAKÇILI osmankabacili@gmail.com <p>Sûre ve âyetlerdeki insicamın Kur’ân’daki en önemli edebi hususlardan biri olduğu bilinmektedir. Sûrelerin insicam açısından değerlendirilmesi Kur’ân’daki birçok konun bütünlük halinde sunulmasına imkân verir. Bu konu tefsir usulü ilminde münasebetü’l-Kur’ân başlığı altında ele alınır. Âyet ve sûreler arasındaki insicamı tespit edip ortaya çıkarmak her zaman çok kolay bir durum değildir. Âyetler ve sûreler arasındaki insicamın ortaya çıkarılması dikkatli bir okuma ve belli bir birikimi gerektirir. Bu sebeple bu çalışmada âyetleri arasındaki insicamın tespitinin önemli olduğunu düşündüğümüz Kalem sûresi konu edilir. Kalem sûresindeki kavram ve misallerin birbiriyle olan irtibatı üzerinde durularak âyetler ve sûreler arasındaki anlam bütünlüğü ortaya konulmaya çalışılır. Bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte insicam kavramı ve çalışmanın yöntemi ele alınır. Birinci bölümde Kalem sûresinin bazı âyetlerinin birbirleriyle olan insicamı değerlendirilir. Sûrede geçen bazı kavramlar ve ahlak ilkeleri ayrı alt başlıklar altında değerlendirilir. Nûn harfinin Hz. Yûnus kıssası ile olan irtibatı ele alınır. Nûn harfinin balığa benzetilmesinin sebepleri üzerinde durulur. Hz. Yûnus’un balığa benzetilmesine “zün nûn” ifadesinin de işaret ettiğine değinilir. Kalem, mecnun ve hidayet ifadelerinin tebliğ açısından birbiriyle olan irtibatına işaret edilir. Kalem sûresinde geçen “sen güzel bir ahlak üzerin” ahlaki değerler açısından ele alınır. Hz. Peygamber’in tebliğ görevini yaparken takındığı tavrın nasıl olduğu tespit edilerek değerlendirilir. Hz. Peygamber’in ahlak anlayışının hoşgörü eksenli olduğu fikri üzerinde durulur. Kötülüğe karşı kötülükle cevap vermenin uygun olmadığı “Seninle ilişkisini kesenle sen ilişkini devam ettir, sana vermeyene sen ver, sana haksızlık edeni affet” İfadeleri doğrultusunda değerlendirilir. Kalem sûresinde geçen bahçe ashabının sureyle olan irtibatı değerlendirilir. Aynı zamanda surede konu edilen Hz. Yunus kıssası ile bahçe ashabının ortak yönleri belirtilir. Hz. Peygamber ile Hz. Yûnus kıssasının birbiriyle olan alakası üzerinde durulur. Hz. Peygamber’e Hz. Yunus gibi öfkeli davranarak tebliğ görevini ihmal etmemesi hususundaki uyarıya dikkat çekilir. İkinci bölümde ise söz konusu âyetlerin diğer sûrelerdeki âyetlerle olan irtibatı konu edilir. Bu bağlamda Kalem sûresinin Câsiye, Hûd, Tîn, Kamer, Sebe, Mü’minûn, En’am, Hümeze, Müddesir, Hakka, Sâffât, Enbiya, Maun sûreleriyle olan irtibatı ele alınır. Câsiye sûresinde kulların davranışlarının gözetilmesine yapılan vurgu Kalem sûresiyle olan irtibatı açısından değerlendirilir. Tîn sûresi bağlamında güzel ahlakın neticesi olarak Allah tarafından verilecek olan mükâfatların önemine işaret edilir. Kamer sûresi Hz. Peygamber’e yalancı ithamı açısından ele alınır. Mü’minûn sûresi mal ve dünya hayatını insanı Allah’tan alı koymaması bağlamında Kalem sûresiyle irtibatlandırılır. Hümeze sûresi insanları arkalarından çekiştirmenin ve ayıplamanın uygun gayri ahlaki bir davranış olduğu bağlamında değerlendirilir. Kalem sûresinin Maun suresiyle olan irtibatı fakiri gözetip koruma açısından ele alınır. Çalışma Kur’ân’ın insicam açısından değerlendirilmesi neticesinde Kalem sûresinde açığa çıkan manaları belirten sonuçla bitirilir.</p> 2020-05-30T00:00:00+00:00 Telif Hakkı (c) 2022 CC-BY-NC 4.0 http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/article/view/23 Ayetler Arası Anlam Bütünlüğü Bağlamında Her Ferdin Cehenneme Uğrayacağı Meselesine Dair Bir Değerlendirme (Meryem 71. Ayet Örnekliğinde) 2022-04-21T14:04:39+00:00 Süleyman Pak suleyman.pak@gop.edu.tr <p>Müfessirler Kur’ân âyetlerini muhkem ve müteşâbih olmak üzere iki kısımda değerlendirmektedir. Buna göre, tek anlama gelmesi sebebiyle anlamı açık ve kolayca anlaşılanlara muhkem, birden çok manaya ihtimali bulunan kelime ve kavramları içinde barındıranlara da müteşâbih âyetler denmektedir. Bu durum, muhatabın bilgi seviyesine göre bazen lafız, bazen mana, bazen de her ikisini kapsayacak şekilde işkale yol açmaktadır. Genel olarak muhatap tarafından gerek lafız gerekse de mana kaynaklı olsun anlama güçlüğü çekilen âyetleri konu alan ve bunları belirli esaslar çerçevesinde açıklayan Müşkilü’l-Kur’ân ilmi, işkale yol açan nedenlerden hareketle bu tür âyetlerin nasıl anlaşılması gerektiğine dair çözümlemeler yapmakta ve böylece okuyanın zihninde oluşan tearuz vehmi giderilmeye çalışılmaktadır. Kur’ân âyetleri arasındaki anlam bütünlüğünü kavrayabilmek için öncelikle onun yapısal inceliklerini, dil ve maksat bakımından ifade biçimlerini derinlikli araştırıp öğrenmek gerekir. Aksi halde muhataptan kaynaklanan bilgi eksikliği sebebiyle, onda birbiri ile tearuz eden çelişik ifadelerin yer aldığı vehmine kapılmak olası bir durumdur. Kur’ân âyetleri lafız, anlam ve hedefleri yönüyle muazzam bir iç bütünlüğe sahip ilahi bir kelam olduğundan, muhatabın anlama güçlüğü çekme ihtimalinin bulunduğu işkal durumlarını açıklamaya dönük, müfessirler büyük bir çaba sarf etmişler ve bu tür âyetler arasını telif eden açıklamalar yapmışlardır. Bu çalışmada işkale konu olan âyetlerde zahiren görülen ihtilafın nasıl telif edildiğine dair bir örnek inceleme yapılmaktadır. Kur’ân’ın birçok yerinde tekrarlanan müminlerin cennete, kafir ve zalimlerin cehenneme gireceği hususu ile Meryem sûresi 71. âyette lafzen insanların tamamının cehenneme uğrayacağı ifadesi arasında zahiren bir tearuz durumunun olduğu görülmektedir. Buradaki muhatabın kim olduğu meselesinden hareket eden müfessirlerin, anlam yönüyle âyetlerin arasını telif amacıyla yaptıkları yorumların genel olarak şu noktalarda yoğunlaştığı görülmektedir. Öncelikle, âyeti öncesi ile birlikte değerlendirenler, konu bütünlüğü yönünden muhatabın inkârcılar olduğunu söylemekte ve buna göre âyet sadece bütün kâfirlerin istisnasız cehenneme gireceği anlamına gelmektedir. Müfessirlerin çoğunluğu ise âyeti konu başlangıcı kabul ederek muhatabın bütün insanlar olduğunu ileri sürmekte, ancak bunun nasıl olacağı hususunda farklı düşünmektedirler. Buna göre âyette yer alan vurûddan kastın bizzat cehenneme girme olduğunu kabul edenler, bununla müminlerin azaba maruz kalmaksızın oradan çıkarılmasının murat edildiğini söylemektedirler. Vurûda cehenneme uğrama veya içine bizzat girmeksizin üzerine kurulan bir köprüden geçip gitme anlamını tercih edenler ise müminlerin bu şekilde cehennemle karşılaşmış olacaklarını düşünmektedirler. Ayrıca âyeti cehennemi görme, onun etrafında diz çökmüş vaziyette toplanma, kıyameti yaşama şeklinde yorumlayanlar da bulunmaktadır. Bu yaklaşımların dışında, âyete konu olan meselenin ahirette değil de dünyada vuku bulacağını düşünen müfessirler vardır ve onlara göre burada, müminlerin dünyada humma hastalığına yakalanarak yaşadıklarına karşılık, kendileri için bunun ateşten bir pay sayılması kastedilmektedir. Yine bu konuda yapılan farklı bir yorum daha vardır ki o da insanın doğası gereği her ferdin yaptıklarıyla potansiyel olarak cennete veya cehenneme girebileceği şeklindedir. Neticede bu araştırma, âyetleri anlam bakımından telif etme yönüyle yapılan açıklamaları tahlil etmekte ve Kur’ân âyetleri arasında var olan anlam bütünlüğüne ulaşmada tespit edilen usule somut bir örnek üzerinden katkı sunmayı amaçlamaktadır.</p> 2022-05-30T00:00:00+00:00 Telif Hakkı (c) 2022 CC-BY-NC 4.0 http://tafsirdergisi.com/index.php/tafsir/article/view/19 Hicret Edenlerle Hicret Etmeyenlere Karşı Kur’ân’ın Tavrı 2022-02-11T14:28:53+00:00 Şeyma Gündüz ydkankara@gmail.fom <p>Allah’ın dinini yaşamak, yaymak ve yüceltmek için ilk nesil Müslümanların kendi yurtlarını terk edip başka yerlere göç etmelerinin adı olan hicret, İslam’da son derece önemli bir olaydır. Müslümanın inancı uğruna öz yurdunu, malını terk etmesinin kolay olmaması işin olayın önemini arttırmaktadır. Peygamberlik tarihinde de var olan bir olgudur. Birçok peygamber Allah’ın emriyle farklı beldelere hicret etmişlerdir. Hz. Muhammed (s.a.v.) de hicret emrini alan peygamberlerden biridir. Bu emir inanların maddi manevi sıkıntıda oldukları bir zamanda gelmiştir. Müslümanların Tevhit inancına olan bağlılıkları müşriklerin öfkesine ve kinine neden olmuş; Müslümanlara her türlü işkence ve zulmü reva görmüşlerdir. Sıkıntıların çekilmez bir hal aldığı dönem de ilk olarak Habeşistan’a hicret emri gelmiştir. Habeşistan’ın Mekke’ye olan uzaklığı ve din merkezi olma özelliğini taşımamasından dolayı oraya hicret devamlı olmamıştır. Yapılan zulmün ve işkencelerin devam etmesi ikinci ve büyük hicrete sebep olmuştur. Orası da Medine şehri idi. Hicret emri gelince gizliden gizliye Medine yolunu tutanlar olduğu gibi hicret etmeyenler de mevcut idi. Hâlbuki hicret Müslümanlar için bir kurtuluş yolu ve İslam davasının yayılması ve yer bulması için hicret bir dönüm noktasıydı. İslam davasının fazla engelle karşılaşmadan birçok kimseye ulaştırılması için bir milattı. Hicret, dinin rahatça yaşamanın, Müslümanım demenin adıydı; Küfür diyarını terk etmekti. İslam davasının sancağını yükseltmek adına büyük bir adım olan hicreti, hicret edenleri anlama ve anlamlandırma adına Kur’ân-ı Kerîm’de geçen ayetlere bakmak en güzel metottur. Hicret edenler ile hicret etmeyenlerin durumunu bize en iyi Kur’ân-ı Kerîm açıklar ve aktarır. Biz de çalışmamızda gerek modern gerek klasik kaynaklara ulaşarak ayetlerle ilgili yorumlara varsa ayetlerin iniş sebeplerine yer verdik. Öncesin de ise konuyu bütünüyle kavrama açısından hicret kavramını etimolojik tahliline, sözlük ve terim anlamlarına yer verdikten sonra kısaca peygamberlik tarihindeki hicrete kısaca değindik. Hz. Peygamber döneminde yaşanmış olan hicret olayını genel çerçevede asli kaynaklara ulaşarak sunmaya çalıştık. Kur’ân-ı Kerîm’ de hicret edenlerin durumunu, faziletini anlatan birçok ayet mevcuttur. Bu ayetler muhtelif sûrelerde yer almıştır. Bu ayetlerin biri hariç kalan hepsi Medine’ye hicret edenlerle ve onlara yardım eden Medine halkı ilgilidir. Nahl sûresinin yüz onuncu ayetinin Medine’ye hicret edenlerin kast edildiği söylenmiş olsa da Habeşistan’a hicret edenlerle ilgili olduğuna dair bir görüşte mevcuttur. Kur’ân-ı Kerîm’in hicret konusunda değindiği önemli bir hususta muhacirlerin Ensar ile olan kardeşliği ve birbirlerine olan fedakârlıklardır. Ensar, Allah’ın kalplerine koymuş olduğu sevgi ve merhametle muhacirlere kanat gererek onları kendi nefislerine tercih etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de, hicret ile ilgili ayetlere genel çerçevede baktığımızda hicret etmeyenin yerinin cehennem olduğuna dair bir ayet mevcutken geçte olsa hicret eden kişinin Allah’ın affedip bağışlayacağına dair ayet vardır. Mazeretlerinden ötürü hicret edemeyenlerin de affedilip bağışlanacağına dair ayet vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de ki ayetlerde hicret edenlerin amellerinin zayi olmayacağı, günahlarının örtüleceğine ve cennete gireceklerine dair birçok ayet vardır. Bu izahlar, mükerrer bir şekilde Kur’ân-ı Kerîm yer almıştır.</p> 2022-05-30T00:00:00+00:00 Telif Hakkı (c) 2022 CC-BY-NC 4.0